iOS Developer’in Macintosh Rehberi

Merhabalar, bu yazımızda iOS Developer olmaya başlarken nasıl bir mac almalıyız, alırken nelere dikkat etmeliyiz gibi konulara değineceğiz. İyi eğlenceler dilerim. 😊

 

Bölüm 1 – Hangi Mac ?

Bu yazıyı Türkiye şartlarını düşünerek ve ayrıca bu işe başlayacakların öğrenci olduğunu farz ederek yazacağım zaten Türkiyede yaşamıyor ve öğrenci değilseniz durumunuz her türlü daha iyi diyebiliriz malesef.😕 Eğer sıfır alabiliyorsanız tabiki bir mac cihazın ilk sahibi olmak her zaman daha avantajlıdır fakat KDV, ÖTV’yi ve Dolar kurunu göz önüne aldığımızda(Bu yazı yazıldığında 1 ABD Doları =  3,87 TL) sıfır mac fiyatlarının nasıl el yaktığını, Apple ürünleri satan bir mağazaya girdiğimizde sadece cihazlara bakmakla ve kurcalamakla yetinebildiğimizi ben de farkındayım. Ben ilk mac cihazıma nasıl sahip oldum ondan biraz bahsedeyim isterseniz. Ben en doğru adımı attığımı düşünmüyorum tabiki nerelerde hata yaptığımı ve aynı hatalara sizinde düşmemeniz için yazının sonundan bunlardan da bahsedeceğim. Bu yüzden tavsiyem yazıyı bir bütün olarak değerlendirmenizdir!

Ben ilk mac bilgisayarıma 2013 yılında sahip oldum. Liseden daha yeni mezun olmuştum. Lisedeyken hocamınız bahsettiği Çizgi-Tagem sitesindeki Stanford üniversitesinden Türkçe altyazıya eklenen iOS Uygulama Geliştirme derslerini izleyip iç geçiriyordum.🤓 Sonra böyle olmayacak diyip ikinci el bir mac bakmaya başladım internet üstündeki ikinci el ilan sitelerinden ve 750 TL ye bir 11″ MacBook Air için birisi ile anlaştım evet 750 TL.😅 İkinci el sitesi olarak size sahibinden.com ve letgo uygulamasını tavsiye edebilirim. Burada yaptığım hata ise Air olan bir model satın almam oldu. Çünkü MacBook  Air daha çok internette gezinmek gibi çok işlemci gücü gerektirmeyen işlerde kullanılmak için yapılmış bir bilgisayardı. xCode ise özellikle storyboard ve simülatör de işlem gücüne ihtiyaç duyan bir program. xCode ile yaptığım bir uygulamayı derlerken derleme işlemini başlatıyor ve o derlerken arada ben başka işlerimle uğraşıyordum.😄 İkinci hatamsa 11″ büyüklüğünde ekrana sahip bir MacBook almam olmuştu bunu aklınızda bir iPad büyüklüğünde ekranı olduğunu düşünerek canlandırabilirsiniz. Küçük ekranın dezavantajından zaten bahsetmeye gerek yok büyük bir ekranda çalışmanın verdiği konfor bambaşka oluyor. Fakat öyle yada böyle iOS programlamaya girmemi sağlayan ilk MacBook bilgisayarıma sahip olmuştum. Çocukluğumdan beri Windows işletim sistemi kullanan birisi olarak pek çok zorluklarla karşılaştım ilk başta macOS X denen bu yeni işletim sistemine alışırken. Bu zorlukların üstesinden gelmem internet sayesinde oldu diyebilirim. Siz de macOS ile ilgili aramalar yaptığınızda ilk karşılaşacağınız sitelerden birinin sihirlielma.com olacağı kanaatindeyim. Eğer İngilizceniz iyi ise macOS ile ilgili sınırsız kaynak olduğunu görebilirsiniz fakat Türkçe kaynak arıyorsanız benim de severek kullandığım ve size de önerdiğim bu siteyi biraz kurcalayıp sorularınıza cevap bulabilirsiniz.😊

Konuyu çok dağıttığımın farkındayım ama bu bilgilerin hepsinin size bir şekilde faydası dokunacağını düşünüyorum keske banada başında böyle tavsiye veren olsaydi diyerek de klişemi yapıyorum.😁 Lafı çok ta uzatmadan konumuza geri dönersek özetle önümüzde iki seçenek var bir mac almaya niyetlendiğimizde; birincisi sıfır almak, ikincisi ise ikinci el almak. Bu iki yöntemde kendine has dikkat edilmesi gereken konular olduğu için iki başlık olarak ayırarak inceleyelim.

1 – Sıfır Mac Almak

Aslında burda verebileceğim tek tavsiye MacBook Air almamanız. MacBook Air dışında kalan iMac, MacBook Pro ve MacBook Pro Retina modellerini tavsiye edebilirim. Özellikle retina ekranlı bir mac almanız daha ileriye de yönelik bir yatırım olacaktır. Birde en yeni çıkan Type-C USB yuvaları dışında bir konnektör bulundurmayan modeller var bunlara MacBook deniyor. Çok daha yeni teknolojileri barındıran bu cihazlar için erken olduğunu düşünüyorum ama ileriye yönelik bir yatırım olarak alabilirsiniz. Şu an için bu modellerin dezavantajlarından birisi pek çok çevirici aparatı çantanızda bulundurmanız gerekmesidir. Type-C hakkında bir fikri olmayanlar için kısaca açıklamak gerekirse: Type-C veya bir diğer adıyla USB 3.1, yıllardır kullandığımız USB portlarının en gelişmiş versiyonudur. Günümüzde standart olarak pek çok cihazda kullanılan USB 3.0(saniyede 600 Megabyte aktarım hızı) dan yaklaşık 2 kat daha hızlıdır(saniyede 1.22 Gigabyte aktarım hızı).

Devam Edecek …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir